Misafir
6,2988
5,6843
271,96
ÜYE GİRİŞİ

Manisa’nın şiir işçisi

Emekli edebiyat öğretmeni olmasının yanı sıra yaşadığı coğrafya, kültür, toplumsal olayların da etkisiyle yıllardır yazdığı şiirlerle yüreklerimize dokunan Ragıp Özcan’la yaşama ve şiire dair konuştuk ve hayata şiir gibi bakmanın keyfine vardık.

Hülya Kılınç

1953 yılında Yozgat’ın Sorgun ilçesine bağlı Bahadın Köyü’nde doğan Ragıp Özcan, 7 çocuklu ailenin en büyük çocuğu ve kardeşlerine yol gösteren olmuş. Liseyi memleketinde bitirdikten sonra, çocukluğunda kanına işlenen okuma virüsünün de etkisiyle çok istediği Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünde yazma yolunda ilk önemli adımı atmış. 1980 yılında ilk görev yeri olan Kars’ın küçük bir köyünde öğretmenlik yapmış ve ardından Manisa’nın Kırkağaç ilçesinde 6 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra 2000 yılında emekli olmuş Ragıp Hoca.

Kendisi gibi Edebiyat öğretmeni olan Nur Özcan ile evli olan Ragıp Hoca, eşinin de teşviki ile yıllarca yazdığı şiirlerini 2005 yılında  “Gün uzar bin yıl olur” adlı şiir kitabında toplamış. Ardından diğer şiir kitapları peşi sıra gelmiş. “Sevgi olup Yaşamak” adlı son şiir kitabını 2019’un Ocak ayında Okuyucularıyla buluşturan Ragıp Özcan ile şiirlerinde anlattığı; Anadolu insanı, toplumsal olaylar, aşklar, ideolojiler ve olmazsa olmaz edebiyatımızın usta kalemlerine dair  güzel bir söyleşide bulunduk.

KILINÇ:Köyde doğmuş, belirli bir yaşa kadar da köy kültürü alarak yaşamışsınız. Sizi bu süreçte okumaya, yazmaya yönelten hangi etmenler oldu? Yazma fikri nasıl oluştu Hocam sizde?

ÖZCAN: Eskiden köy odaları olurdu.  O köy odalarında Hz. Ali’nin cenkleri, Ebu Müslim’in savaşları, Köroğlu’nun destanları okunurdu. Okumaya başladığımda babam bana Köroğlu’nun bir kitabını almıştı. Ben iki kış  o köy odasında Köroğlu kitabı okudum. Okuma yazma bilmeyenler de vardı dinlemeyi çok seviyorlardı.  Köy odasına gelen herkes evinde ne varsa onu getirirdi. Börek, ceviz gibi. Çay demlenir, onlar sonra tabaklara konur, tabaklar sohbetten sonra çayla birlikte yenilirdi. Bir adam vardı, herkese “herkes hakkına oldu mu razı ?”diye sorardı.Sonra sohbetler edilir, evlere dağılırdı herkes.

“DEDEM VE AMCAM DA ŞİİR YAZARDI”

Benim dedem de, amcam da şiir yazardı. Hatta benim bir öğretmenim vardı Süleyman Çalışkan diye. Babama “Ragıp’a kitap al, okumayı seviyor”demiş. Köylümüz olduğu için iyi öğrencilere özen gösteriyordu. Babam da bana Köroğlu kitabını almıştı. Bu benim ilk kitabım oldu. Eski aşık geleneğinde vardır şiir okumak. Köylere gelir okurlardı, öyküler anlatırlardı.

Bizde de vardı örneğin: Amcamın eşi Tepeden göz diye bir masal anlatırdı. Yıllar sonra Homeros’un İlyada ve Odesa adlı destanında karşılaştım. Yaklaşık 3 bin yıl önce bizim köyde okuma yazması olmayan amcamın eşi tarafından bize masal olarak anlatılırdı.

“KÖYÜMÜZDE AŞIKLIK GELENEĞİ VARDI”

Aşıklık geleneği bizim köyümüzde hep vardı. Şiirler, dualar, destanlar okunur anlatılırdı. Bizim köyde herkesin Karacaoğlan’dan, Aşık Veysel’den söylediği bir dörtlük mutlaka vardı. O ortamda yetişince siz de kaçınılmaz olarak yazıp çizmeye başlıyorsunuz. Ben de ilkokulu bitirip ortaokula başladım. Köroğlu’ndan sonra ilk okuduğum kitap Fakir Baykurt’un ‘Yılanların Öcü’ adlı kitabıdır.  Daha sonra Orhan Kemal’in, Yaşar Kemal’in kitaplarıyla karşılaştıktan sonra ben de kitap alıp okumaya başladım. Lise öğrencisi olduğumda solcuydum. İlk Tevfik Fikret’i çok sevdim. Tevfik Fikret Galatasaray Lisesi’nde idareciyken gericiler okulu basarlar, Tevfik Fikret kapının önüne dikilir der ki “Cesedimi çiğnemeden bu okula giremezsiniz” der. Daha sonra öğrencilik yıllarımda Namık Kemal’i çok sevdim. Daha sonra Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Nazım Hikmet, Ahmet Arif ,Aziz Nesin okumaya başladım. Can Yücel’i Orhan Veli’yi şiirde çok sevdi. Orhan Veli’nin şiirde yaptığı o özgür şiir yazma büyük bir devrim olarak görülmeli. Günümüz şair ve yazarları okumaya başladıktan sonra bizim zamanımızda lisede fen ve edebiyat bölümü vardı. Ben edebiyat bölümünü seçtim. Böylece daha çok kitapla karşılaştım.

“DÖNEMİN SİYASİ OLAYLARINDAN ETKİLENDİM”

Daha çok okudum. 1968 yılında o dönemin siyasi olaylarından etkilendik. Örneğin Deniz Gezmiş’ler idam edildiğinde 10 gün sakallarımı kesmeyerek protesto etmiştim. İlk eylemim odur okul yönetimi, Lise bitince Eğitim Enstitüsü’nü kazandım orada da edebiyatı seçtim. Başka arkadaşlarım top fakültelerini, mühendislik fakültelerini seçerken ben 18 okul seçiliyordu, ben hepsine eğitim enstitüsünü yazdım. Diyarbakır eğitim enstitüsünü kazandım. Öğretmen oldum ve bu süreçte her günümün en az iki saatini kitap okumaya ayırdım. Şimdi de hala günümün iki saatini okumaya ayırırım. Hatta edebiyat öğretmeni olduktan sonra Türkçe derslerine de giriyorduk. Metinler oluyordu, ben derse mutlaka Anadolu notlarıyla giderdim. Ya da yoksa başka bir yazarın öyküsü vardır, o öykünün içinde olduğu kitapla giderdim. Derslerime hep işleyeceğim konuyla ilgili kitapla gittim. Öğretmen olunca yarın Pir Sultan’ı işleyeceksem o gün mutlaka Pir Sultan’ı okur öyle derse girerdim.

KILINÇ:Kardeşleriniz de ilgili miydi okumaya? Siz nasıl bir rehber oldunuz kardeşlerinize?

ÖZCAN: Evet evde bir kitap okuyan olunca sizden küçükler de sizin yolunuzdan gidiyor.7 kardeşiz köyde çiftçilik yapan bir kardeşimizin dışında hepimiz de dışarıdayız. Kalabalık ailede yetişmek de farklılaştırıyor insanları. Ben çok severim kalabalık ortamda yemek yemeyi, sohbet etmeyi. Elbet de köyde yaşamanın getirdiği zorluklar vardı. Ekmeğimiz biterdi, haber gönderirdik, ekmek beklerdik.

KILINÇ: Bu zor koşullar sizin hayatı daha iyi algılamanızı, dünya görüşünüzü belirlemenizi de etkileyerek yazmanıza önemli bir etkisi olmuş. En önemlisi de babanızın size aldığı o ilk Köroğlu kitabı ilk kıvılcımı o çakmış anlaşılan.

ÖZCAN:Yaşadığınız çevre, yaşadığınız koşullar, siyasi görüşünüz sizi ister istemez muhalif yapıyor. Bu muhaliflik düşüncelerinize, duygularınıza şiirlerinize yansıyor. Bu yansımayla örneğin ben şiirlerimi yazdım.

KILINÇ: Peki nasıl başladınız şiir yazmaya?

Ben okudukça geliştim. Okudukça bilgi dağarcığınızı doyduruyorsunuz. Bir gün geliyor bu  dolan dağarcık taşmaya başlıyor. İşte bu yazılanlardır taşanlar. Kimisi şiir yazar kimisi öykü yazar, kimisi de roman yazar. Yani dolmadan taşmak olmaz. Duygusal olacaksınız, iyi gözlem yapacaksınız, iyi okuyucu olacaksınız, iyi araştırmacı olacaksınız ki yazasınız. Hani “ilham geliyor” derler ya. İlham falan gelmiyor. Varsa dağarcığınızda yazarsınız. Duygulandığınızda yazmaya başlarsınız, sizi ilk ateşleyen duygu olur ama yazdıklarınız  biriktirdiklerinizdir.

“İNSANIN ANAYURDU ÇOCUKLUĞUDUR”

KILINÇ:Siz nereden beslendiniz, nasıl doldurdunuz dağarcığınızı?

ÖZCAN: Anadolu’da çok güzel bir söz vardır “insanın anayurdu çocukluğudur”diyor. Benim de yaşadıklarım şiirlerimin çoğunu oluşturdu. Aslında herkes çocukluğundan gençliğinden yaşamından kendinden bir şeyleri yazar çoğunlukla. Çünkü doğup büyüdüğümüz yerler bizi şekillendirir. Ben başka bir yerde doğsam belki bu şiir kitabını yazmazdım. Gerçekçi olmaz devrimci olmazdım belki.

KILINÇ: Bir de bu oluşuma katkı sunan insanlar var. Her ne kadar yaşadığımız topraklar, kültür, coğrafya etkili olsa da, en önemlisi insan faktörü sanırım. Bir kitap okuma kültürü var köyünüzde. Siz daha ilkokula giderken kitap okuyorsunuz ve o köyün tüm yaşlıları sizin okuduğunuz kitabı dinliyor. Sizi birey olarak önemsiyor, saygı duyuyorlar. Bu da sizi yazmaya karşı daha cesaretli kılmış sanırım.

ÖZCAN: Tabi köyümüzde yaşayanlar sohbetlerinde Dadaloğlu’ndan, Karacaoğlan’dan dörtlük okurdu. Oranın hamuru bizi şekillendirdi.

KILINÇ:İlk kitabınızı ne zaman çıkardınız öğretmenlik yaparken mi yoksa emekliliği mi beklediniz?

ÖZCAN:Emekli olduktan sonra çıkardım. Şiirlerimi yazıp biriktirdim. Uzun yıllar Kars’ta öğretmenlik yaptım. Sonra Manisa’nın Kırkağaç ilçesine geldim. Kırkağaç’tan Manisa’ya geldikten sonra eşimle evlendim. Biraz ekonomik olarak rahatladım. İlk evliliğimde eşim çalışmıyordu. O dönemde ekonomik olarak rahat olmadığın  kitap çıkarmak zordu elbette. Eşim bana çok destek oldu. Şiirlerimin kitaplaşması yönünde çok teşvik etti.

İLK KİTAP ÖZLEMLE YAZILDI

İlk kitabım “Gün uzar bin yıl olur” 2005 yılında çıkardım. Bu kitabımda çocuklarıma özlemim çok yoğun. Hur Özcan benim  ikinci eşim. Daha önce bir evlilik yaptım. O evliliğimden bir oğlum bir kızım var. oğlumun adı Kurtuluş, kızımın adı Ebru. Kırkağaç’ta görev yaparken eşimin ailesi Fransa’daydı. İlişkimiz yıpranmıştı. O dönemde yeşil pasaport almıştık. Pasaportla çocukları da alarak Fransa’ya ailesinin yanına gitti. Biliyorsunuz bizim gibi ülkelerde evlilikler biterken kıra döke oluyor. Bizde de öyle oldu. Bir şiirimde çocuklarımın sesini 3 bin gündür duymadığımdan söz ediyorum. Bu 10 yıla denk gelen bir süre. O özlemdi bana o şiirleri yazdıran. Duygu önemli ama o duyguyu şiirleştirmek de önemli. İşte o bilgi birikimi, aldıklarınızdan yararlanıyorsunuz. Daha sonra 2006 yılında ‘Uzat ellerini insanlara’ şiir kitabım çıktı. 2007’de ‘Gün girince karanlığın koynuna’, 2008’de ‘Yalnız değilim burada’ kitabım çıktı. En son kitabım ”Sevgi olup yaşamak’ 2019’un ilk aylarında çıktı. 7. Kitabım hazırlığını sürdürüyorum.

“ALEVİ OLDUĞUM İÇİN BENİMSEDİĞİM SEVGİ….”

Şairler diğer şairlerin şiirlerini okuyarak gelişirler, kendilerini geliştirirler, en son şair olurlar. Okuduktan sonra yavaş yavaş siz oluyorsunuz. İlk şiir kitabımda belki yüzde 60 bendim. Bir arkadaşım hatta “Nazım Hikmet olmuş çıkmışsınız”dedi. İlk kitabımda Nazım Hikmet’ten çok etkilenmişim. Daha sonra ikinci şiir kitabımda sanıyorum yüzde 70, üçüncü şiir kitabımda yüzde 80 bendim. Dördüncü, beşincide belki yüzde 90’dım ama son şiir kitabımda yüzde 98 ben oldum. Artık ben şairim. Ve bana özgü yazıyorum. Bu kitabımda da sevgiyi ön plana çıkardım. Belki Alevi oluşumdan benimsediğim bir şey sevgi. İnsan yaşamında önemsediğimiz bir duygu olduğuna inandığım için bu kitabımın adına da ‘Sevgi olup yaşamak’ ismini verdim.

KILINÇ:Ragıp Hocam uzun yıllarda edindiğiniz birikimlerinizi 6 kitapta şiirleştirmişsiniz. Duygularınızı anlattığınız kitaplarınızın okuyucuyla buluşması nasıl bir his? Nasıl heyecan veriyor size?

ÖZCAN:Yeni evlendiniz eşiniz hamile doğum yapacak, sancısını eşiniz çeker ama aynı heyecanı siz de yaşarsınız. Her şiir kitabım çıktığında aynı duyguları yaşadım. Çocuğum dünyaya geliyor gibi. Benim bunda 5 yıllık bir emeğim var. Şiirlerimi yazarken önce yazar bilgisayara atarım, bilgisayarda çalışılacak şiirler diye dosyam var. Ben her sabah gelirim onları kendimce düzeltir, ekleme yapar veya silerim. Sonra artık yayımlanmaya uygun hale geldiğine inandığımda çalışılmış şiirlere atarım. Kitap haline gelecek şiirler en az 20 kez elimden geçer. Daha iyi, daha sade, daha akıcıyı bulmak. Şiirimi okurum su gibi akıp gidiyorsa sorun kalmamıştır orada. Ama bir yerde takılıyorsa o sorunu giderinceye kadar çalışırım.

KILINÇ:Şiir kitabınız çıktıktan sonra elinize aldığınızda, hiç yazdıklarınız için “keşke şu kelime yerine şunu yazsaymışım” dediğiniz oldu mu hiç?

ÖZCAN:Olmaz mı! Elbette şunun yerine şu kelimeyi kullansaymışım dediğim oldu. Bu daha sonraki kitabınızda daha iyi olmanızı, kendinizi bulmanızı sağlıyor.

ÜLKEMİZDE BUGÜN HERKES ŞAİR!

KILINÇ:Hocam öyle herkes eline kağıt kalem alıp bir şeyler yazarak şair olması mümkün değil; altyapı, donanım, gözlem, araştırma, yaşanmışlık gibi birçok etkenin de bir araya gelerek harmanlanması ve ortaya okunduğunda herkesin kalbine dokunması gerekiyor. Ancak bizim ülkemizde bugün herkes şair! Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir Nazım Hikmet, Ahmet Arif, Hasan Hüseyin Korkmazgil gibi şairlerin şiirlerini okuyup anladıktan sonra şiir yazmak çok kolay olmasa gerek. Sizce  herkes yazmalı mı?

ÖZCAN:Bunu dediğim çok oldu. Rıfat Ilgaz’ı Cahit Külebi’yi, Can Yücel’i, Cemal Süreya’yı, Şükrü Erbaş’ı okuduğunuzda olmadığınızı görüyorsunuz.  Bizim ülkemizde eskiden yerleşim yerlerine halk ozanları gelirdi. Aslı ile Kerem’i, Leyla İle Mecnun’u anlatırlardı. Şiirler okur öyküler anlatırlardı Yunus Emre’den, Pir Sultan’dan, Karacaoğlan’dan. Onları dinleye dinleye büyüdükleri için onların da anlatacak öyküleri, şiirleri olmaya başladı.  Aşık Veysel’i çoğumuz biliriz. Aşık Veysel’in gözleri görmüyor olmasına rağmen Türk Anadolu Şairleri içinde seçkin bir yeri vardır. Bu halk ozanlarını dinlemesinin bir sonucudur. Şiirlerini yazdırmıştır. Bizim Anadolu kırsalında hep böyle olmuştur.

Kars’ta öğretmenlik yaptım Karslı Erzurumlu halk ozanları düğünlere kadar gelirlerdi. O halk ozanları gezerlerken hem kendi şiirlerini aktarıyorlar hem de beğendikleri ozanın şiirlerini aktarıyorlar. Bizim köyde her delikanlı, her kadın ağzını açtığında Dadaloğlu’ndan Karacaoğlan’dan Pir Sultan’dan bir dörtlük söylerdi. Bu da beraberinde birikimi sağlıyor.  Önce aşk şiirleri yazılıyor, sonra evlenip çoluk çocuğa karışıp yaşamın yükünü üstlenince kimileri bırakıyor yazmayı kimileri sürdürüyor. O yazmayı sürdürenler kulaktan doğmaların dışında okuyanlar. Okuduğu için yazmaya devam ediyor. Bizim köyde yazar çizer en az 100 arkadaşımız çıkmıştır.

KILINÇ:Şiir hakkında belli bir birikiminiz var, kitaplarınız var, şiir yazma hevesi olan gençlere neler önerirsiniz? Hangi kaynaklardan beslensinler? İyi yazabilmek için nasıl bir yol izlesinler?

ÖZCAN:Günümüzde öykü, şiir yazma çalışmaları yapılıyor. Artık insanlar böyle yerlere gidiyor yazma tekniklerini öğreniyorlar. Mutlaka bu teknikleri öğrenmeden önce yöneticiler en önemli şeyin okumak olduğunu söylüyorlardır. Burası Niobe Sanat Evi. Burada da biz yazan, çizen arkadaşlar geliyorlar. Onlarla öykü şiir üzerine konuşuyoruz. Yazdıklarımızı birbirimize okuyoruz. Böyle ortamlar oluştuğunda genç kuşakta yazmaya yöneliyor. Yazdıklarını beğendiğinizde çok onore oluyorlar. Onore ettiğinizde yeni bir şiirle geliyor. İyi bir şair olacak belki zaman gerekli elbette. Yazma konusunda en önemli şey bilgi birikimi.

KILINÇ:Bilgi birikimi gerekiyor, bunu tamamlamak için: doğayı, çevreyi, toplumsal olayları iyi gözlemleyip iyi algılamak da gerekiyor. Anlatabilmek için yaşamak da gerekiyor. Hiç aşık olmayan birinin herkese dokunacak bir aşk şiiri yazması mümkün mü sizce?

ÖZCAN: Mümkün değil elbette. Bir şeyler yazılır ama yavan olur. Sabahattin Ali bir şiirinde bir köpeği anlatmış. Arkadaşları çok beğenmişler şiiri, çok güzel yazdığını söylemişler. Sonra bir gün Sabahattin Ali’nin evine gelmişler orada bir köpek var zayıf çirkin, kemikleri görünen bir köpek. Arkadaşları Sabahattin Ali’ye “Sen bu köpeği öyle anlattıysan bu işi biliyorsun” demişler. Birikim dedik ya çok önemli. Bu birikimle bir ağacı çok güzel anlatabilirsiniz. Bir insan sanatın hangi kolu olursa olsun ucundan kıyısından bulaşmışsa kaçınılmaz daha iyi insan oluyor. Sabırlı, hoşgörülü oluyor daha olgunlukla karşılıyorlar yapılan bir hatayı. Sanatla ilgilenenler evliliklerde çok iyi bir eş oluyorlar, çok iyi birer yurttaş oluyorlar. Çok iyi arkadaş, komşu olduklarına da inanıyorum.

KILINÇ:Bundan sonraki hedefiniz nedir? Yazma eyleminde bulunan bir insanın yazmaktan uzak kalamayacağı gerçeğini de göz önünde bulundurarak, yazmak adına neler yapacaksınız bundan sonra?

ÖZCAN:Yazan bir adama yapılacak en büyük kötülük yazmasını engellemek veya yazmaması diye düşünüyorum. Toplumcusunuz ve yaşananlar da size yazdırıyor. Dünyada savaş olurken, ülkemizde askerler ölürken siz bu savaşa duyarsız kalamazsınız. Kalıyorsanız  insanlığınızdan şüphe ederim. Siz eğer insansanız dünyadaki tüm zulümlere karşı durmak, birilerine aktarmak için yazmak zorundasınız. Sağlığım elverdiği sürece yazmaya bundan sonra da devam edeceğim. Şiir yazmak benim yaşam biçimim. Şiir yazarken çok keyif alırım. Benim için dünyadaki başka bir keyif şiir yazmaktan daha güzel değildir.

Yazmak keyif veriyorsa yazarsınız. Ben yaşamın her alanında her koşulda; ölümün değil yaşamın, savaşın değil barışın, kötülüğün değil özgürlüğün, paranın değil sevginin, bireyciliğin değil dayanışma ve paylaşmanın sosyalist, ilerici, devrimci değerlerin yanında olmayı görev bildim. Hep böyle oldum.

KILINÇ:Teşekkür ederim Ragıp Hocam. O zaman sizin bir şiirinizle bitirelim söyleşimizi.

ÖZCAN: Ben teşekkür ederim söyleşi için

“Gecenin karanlığından el ayak çekilince

Gömülürüm deniz harami yalnızlığın koynuna

Sol yanımda sancılı ölümler başıboş gezerken

Nelere gebe kim bilir gelecek diye düşünürüm.

Bir ses bir güzel ayak sesi duyarım gecenin zifiri karanlığında

Bilirim ki sen gelmektesin gülüşüne sevdalandığım

Biter özlemim, biter umarsızlığım, biter beklentilerim

Yıkılır kederli dağlar

Su toprağa, güneş bulutlara esen yel kuytusuna,

Yüreğim sana yürür

Çözülür dilimin suskunluğu

Başlarım bizim türküleri çığırmaya.”

Yorum Yazın :Misafir

Yorumda İsminizin Çıkması İçin Üye Girişi Yapmalısınız

Son dönemde yaşananların adı konulmamış bir dünya savaşına işaret ettiğini belirten Siyasal İletişim Uzmanı ve Siyaset Bilimci Ozan Erdem, bu süreçte en merkezi ülkenin Türkiye olduğunu ve kurulan yeni dünya düzeninin belirleyicisi olduğunu söyledi. Siyaset Bilimci- Eğitimci- Yazar Ozan Erdem ile 23 maddeden oluşan, liderlik özellikleri ile donanmış şahsiyetlerin yetişmesine katkıda bulunmak amacıyla hazırladığı; “Lider Bir Şahsiyetin İnşâsı” adlı, keyifle okuyabileceğiniz son kitabı hakkında röportaj gerçekleştirdik. “Biz, "Rant-yolsuzluk-sömürü” çarkını "ticaret-tarikat-siyaset” sosuna bulandırıp bize yutturmaya çalışanlardan medet ummayız”diyen TKP’nin Manisa Büyükşehir Adayı Çınar, bu ablukayı dağıtacak bir iradeye ihtiyaç duyulduğunu belirterek, 31 Mart akşamından ve 1 Nisan sabahından itibaren de yine alanlarda, meydanlarda, fabrikalarda, okullarda örgütlenmeye, güçlenmeye devam edeceklerini söyledi. Menekşe Restaurant’ın Yeni Mahalle’de bulunan şubesini işleten Hüseyin Yıldırım ve ortağı Ömer Bediroğlu, et kebap ürünlerinin yanı sıra farklı olarak verdikleri lahmacun hizmetiyle kısa sürede tercih edilir oldular. ​​​​​​​Türkiye’nin önde gelen siyaset bilimcilerinden Murat Bahadır Akkoyunlu, Türkiye’nin dünyada küresel çeteler karşı verilen mücadelede başı çektiğini ve 2500 yıllık devlet aklıyla hareket ettiğini söyledi.   Bütün bu varsayımlar altında, toplam sanayide istihdam edilecek nitelikli iş gücü ihtiyacının artacağı, eğitim ve gelir düzeyi yüksek bir iş gücü yapısının oluşacağı öngörülmektedir. “Bu arka bahçe diye nitelendirdiğimiz federasyon siyaset üretecek, yeni siyasetçiler yetiştirecek-geliştirecek. Yetiştirdiği genç kardeşlerimizi topluma arz ederek siyasi kadrolarda ve bürokrasilerde yer almalarını sağlamak.
1 2 3 4 5 6 7 8
21°
Yarın:22°
Açık
Diğerleri Manisa Belediyesi Manisa Valiliği Celal Bayar Üniversitesi
Diğerleri Basın İlan Kurumu Basın Yayın EGM Anadolu Ajansı
Kurumlarımız Birey Dersanesi Özel Merkez ASML Manisa Manşet Gazetesi
Künye Yayın İlkeleri Kullanıcı Sözleşmesi Reklam İletişim