Misafir
4,1968
3,5126
104.001
145,5596
ÜYE GİRİŞİ

‘Sağlıkta dönüşüm çöküşe döndü’

‘Sağlıkta dönüşüm çöküşe döndü’

Manisa Tabip Odası Başkanı Hasan Semih Bilgin, sağlıkta dönüşüm programının en önemli ayağı olan sevk zincirinin oluşturulamadığını vurgulayarak,  “Sağlıkta dönüşümün bütün ayaklarını gerçekleştirdikten sonra bu en önemli ayak gerçekleşmediği için bugün bu sistem çökmüştür. Sağlıkta dönüşüm, sağlıkta çöküşe dönüşmüştür”dedi.

BUKET UŞAKLI

Tabip Odası Başkanı Hasan Semih Bilgin, 2003 yılındaki sağlıkta dönüşüm programı üzerine kullanılmaya başlanılan bir kavram olan Aile Hekimliği üzerine açıklamalarda bulundu.

HER AİLE HEKİMİNE 3-4 BİN NÜFUS

Her aile hekiminin 3 bin ile 4 bin arası kayıtlı nüfusu olduğunu belirten Bilgin, “Sağlıkta dönüşümle beraber SSK hastaneleri kamu hastaneleriyle birleştirildi. Sevk zincirinin zorunluluğu kaldırıldı. Herkes her yere başvurabilir hale geldi. Aile hekimliği kurulunca her bir aile hekimi yanında bir sağlık çalışanıyla bir birim halinde çalıştı ve bu birimlerin birleşik halde çalıştığı alanlara da ‘Aile Sağlığı Merkezi’ dendi. Aile Sağlığı Merkezleri içerisinde mesela birisinde 3, birisinde 5, birisinde 7 gibi sayılarla çalıştığı bölgeye göre aile hekimleri birimleri oluştu. Her birimde bir aile hekimi ve bir sağlık personeli bulunuyor. Sonuçta model olarak 1’inci basamak hizmetleri yürüten bir sağlık modeli” sözleriyle aile sağlık merkezlerini anlattı.

TEMEL FİKİRLE SONUÇ UYUŞMADI

Sağlık ocaklarının ortaya çıkmasının altında yatan fikirle sonuç arasında fark olduğunu anlatan Bilgin, “Sağlık ocağındaki toplum hekimliği, koruyucu hekimlik, 1’inci basamakta çözülebilir sağlık sorunlarının 1’inci basamakta çözülüp arta kalanlarının 2’nci ve 3’üncü basamağa sevk edilmesi şeklindeki modelin devamı niteliğinde çalışması yönünde tasarlanmıştı fakat bunu birim şekline dönüştürmeleri, yapı içerisinde birbirinden bağımsız şeyler olması, bu birimlerde çalışan hekim ve sağlık çalışanlarının sözleşmeli çalışmaları doğrultusunda tasarlandığı gibi olmadı” şeklinde konuştu.

“SAĞLIK BİR META DEĞİLDİR”

Bilgin, sağlığın bir meta olarak alınıp verilen bir şey olamayacağının altını çizerek “Sağlık ya vardır ya yoktur. Sağlık, devlet tarafından finanse edilmesi gereken bir insan hakkıdır ve anayasada da güvence altına alınmıştır. Sağlığın korunması ve bozulduğu durumda tedavi edilmesi devletin yapması gereken bir görevdi” dedi.

“AİLE HEKİMLERİ MUTLU DEĞİL”

Aile hekimlerinin koruyucu sağlık hizmetleri, çevre sağlığı, aşılama, gebe takibi gibi bir sürü görevi içinde barındıran bir misyon üstlendiğini ifade eden Bilgin, “Şu anda aile hekimleri mutlu değiller. Gittikçe artan iş yükleri karşısında bir tükenmişlik yaşıyorlar. Toplumun aile hekimine bağlı insanların duyarlılıklarıyla gebe takibi, aşılama gibi kendi sorumluluklarını bakanlık bugün aile hekimlerinden takip etmesini bekliyor. Aile hekimi bu gibi durumların takibini yapmak zorunda olabilir ama hükümetin vatandaşın kendisiyle ilgili takiplerini yapması yönünde vatandaşa sorumluluk yükleyen bir tarafı yok. Hekimin görevlerinin dışında vatandaşa düşen görevler konusunda vatandaşın bu işin içine çekilmesi gerekiyor. Çünkü burada bütün yük aile hekimlerine yükleniyor. Mesela aşı yapmak için vatandaşa ulaşılamadığı zaman fatura aile hekimine kesiliyor. Dolayısıyla bir hekimden ve bir sağlık çalışanından oluşan birim, 3-4 bin kişilik popülasyonun hem hastalıklarıyla mücadelede hem koruyucu hekimlik hem çevre sağlığı konusunda sayısal olarak yetersizlikleri söz konusu” şeklinde konuştu.

“BASKI AZALMALI”

Sağlık Bakanlığı’nın sağlık çalışanlarına yüklenerek daha fazla, daha iyi sağlık hizmeti sunması konusundaki baskıdan sağlık personellerinin yorulduğunu belirten Bilgin, “Bu baskının azalması gerekiyor. Bu baskı aile hekimlerinin üzerinden de 2’nci ve 3’üncü basamak personellerinin üzerinden de azalması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“YENİ SİSTEMLE GELİŞME YAŞANMADI”

Sağlık ocağı sisteminde hangi hızda gelişme oluyorsa, aile hekimliğinde de aynı hızda gelişmelerin olduğunu belirten Bilgin, “Sağlık ocağı hekimliğinden aile hekimliğine geçince çocuk ölüm hızı, anne ölüm hızı, aşılama oranları, diğer koruyucu sağlık hizmetleri, gebe takibi gibi hizmetlerdeki gelişmelerin daha hızlandığını 15 yıllık süreçte görmedik” dedi.

“ARADA FARK YOK”

Aile sağlığı merkezleri ile sağlık ocakları arasında pek bir fark bulunmadığını belirten Bilgin, “Bugün geldiğimiz noktada ‘aile hekimliği’ dediğimiz yapıda ve bunların birkaçının bir arada bulunduğu aile sağlığı merkezlerinde üretilen iş, aslında önceki sistemdeki sağlık ocaklarında üretilen işlerden farklı değil. Sağlık ocaklarını o tarihlerde dağıttık, şimdi tekrar aile sağlığı merkezi adı altında oluşturmaya çalışıyoruz ve içini yavaş yavaş doldurmaya çalışıyoruz. Sağlık ocakları iyi işletilmediği için zaten bu müdahaleler çok kolay yapılabildi. Sağlık ocakları daha iyi işletilebilirdi bu ülkede. Bunlar da tabi 2003’ten önceki siyasi iktidarın beceriksizliğindendi” şeklinde konuştu.

SORUNLAR İKİNCİ BASAMAKLARA YÜKLENİYOR

Bugün tıp ve sağlık alanında ortaya çıkan sağlık sorunlarının yüzde 80-85’inin 1’inci basamakta halledebilir sorunlar olduğunu savunan Bilgin, “Bugün ülkemizde şu olması gerekir: aile sağlığı merkezlerinde aile hekimleri tarafından toplumda ortaya çıkan sağlık sorunlarının yüzde 80-85’inin hallediliyor, geriye kalan yüzde 15-20’lik kısmının da 2’nci basamak dediğimiz devlet hastanelerinde, az bir kısmının da daha üst düzey araştırma gereken durumlarda üniversite hastanelerinde yapılması gerekiyor. Şu anda rakamlara baktığımız zaman yüzde 85 1’inci basamak, yüzde 15 2’nci ve 3’üncü basamak rakamları yüzde 40 1’inci basamak, yüzde 60 2’nci ve 3’üncü basamak şeklinde yürüyor. Sağlık sistemindeki yükün yüzde 60’ını 2’nci ve 3’üncü basamak taşıyor. 1’inci basamak olan aile hekimliğinde yüzde 40 yük var. Bu aile hekimliği çerçevesinde çözülecek sağlık sorunlarının yarısı diğer basamaklara yükleniyor demek. 2’nci ve 3’üncü basamak taşıyabileceğinden fazla yükle karşı karşıya geliyor” ifadelerini kullandı.

 “SEVK ZİNCİRİ OLUŞTURULMADI”

Sağlıkta dönüşüm projesinin ana konularından birinin de sistemin oturtulduğunda sevk zincirinin gelmesi olduğunu savunan Bilgin, “Kimse aile hekimine gitmeden diğer basamaklarda yer alan sağlık kuruluşlarına gidemeyecek. Öyle de olması gerekiyor. 15 yıldır bu dönüşümün en önemli ayağı olan sevk zinciri oluşturulmadı. Sağlıkta dönüşümün bütün ayaklarını gerçekleştirdikten sonra bu en önemli ayak gerçekleşmediği için bugün bu sistem çökmüştür. Bugün üniversiteler batıktır, devlet hastaneleri zor durumdadır, hekimler mutsuzdur çünkü günde 100-150 hasta bakmak zorunda bırakılmaktadır, aile hekimleri ise 2 kişiyle 3 bin ile 4 bin arasında hastaya yönelik hizmet üretmeye çalışmaktadır. Olaya aile hekimliği penceresinden baktığımız zaman sağlıkta dönüşüm, sağlıkta çöküşe dönüşmüştür” şeklinde konuştu.

SEVK SİSTEMİ UYGULANMADIĞINDA SAĞLIK SİSTEMİ DE ÇÖKÜYOR

Sağlık Bakanlığı’nın halka önce aile hekimine gitmesi yönünde söylemler kullanması gerektiğini savunan Bilge, “Halk önce aile hekimine gitmelidir. Sağlık Bakanlığı, sağlık personeli üzerinde baskı uyguluyor ama bu sistemin halk tarafından tercih edilip desteklenmesi konusunda halka yönelik hiçbir şey yapmıyor. Açık yüreklilikle ‘sevk zorunluluğu getiriyoruz’ demeli. Ama bunlar diyemiyorlar çünkü siyasi oy kaygısı gibi bizim çok anlayamadığımız mantıkla hareket ediyorlar. Sevk sistemi uygulanmadığı sürece sağlık sistemi de çöküyor” ifadelerini kullandı.

 

    Yorum Yazın :Misafir

    Yorumda İsminizin Çıkması İçin Üye Girişi Yapmalısınız

    1 2 3 R 5 6 7 8 9 10
    26°
    Yarın:26°
    Muhtemel sağanak
    Diğerleri Manisa Belediyesi Manisa Valiliği Celal Bayar Üniversitesi
    Diğerleri Basın İlan Kurumu Basın Yayın EGM Anadolu Ajansı
    Kurumlarımız Birey Dersanesi Özel Merkez ASML Manisa Manşet Gazetesi
    Künye Yayın İlkeleri Kullanıcı Sözleşmesi Reklam İletişim