Misafir
4,5832
3,8826
107.717
159,5071
ÜYE GİRİŞİ

BÜYÜK TÜRKİYE ve BAŞKANLIK SİSTEMİ (2)

BÜYÜK TÜRKİYE ve BAŞKANLIK SİSTEMİ (2)

\r\n\r\n

Başkanlık sisteminin tipik örneği ABD’dir. Lakin ABD’de federal bir yapı mevcut. İlk kurulduğu an 13 koloni bu şekilde federal devlet olarak 1787 Anayasası ile birleşiyorlar. Bu başkanlık sisteminin olmazsa olmazı değil. Kendimize ait bir sistem oluşturacağız. Bir defa kesinlikle tekçi (üniter) yapımız, merkeziyetçi devlet sistemimiz devam edecek. AK Parti’nin önerdiği sistem “üniter yapı içinde başkanlık modeli” şeklinde. Ayrıca, ABD’de Kongre; Senato ve Temsilciler Meclisi olarak iki yapılı. AK Parti’nin önerisinde ise Tek Meclis yapısı devam edecek. Ayrıca Meclis’in çıkardığı yasalar, bugün olduğu gibi Anayasa Mahkemesi’nde anayasal yargıya açık olacak. Yine başkan ve parlamentonun karşılıklı fesih yetkisi olacak.

\r\n\r\n

Tek adam ve diktatörlük yakıştırmaları kasıtlı söylemlerdir. Başkanlık sisteminin özü güçler ayrılığı ilkesidir. Erkler birbirinden ayrıdır. Ve birbirini denetler, frenler. Bunu söyleyenler, Latin Amerika ülkelerine bakarak yorumlamada bulunuyorlar. Bizim demokrasi kültürümüz ile onların demokrasi kültürü aynı değil. Ayrıca, tek adamlaşmanın olmaması için gereken tüm sistem kurulumunu, yeni yapılacak  anayasada oluşturabilirsiniz. Bilgisizlikle muhalefet yapılacağına, muhalefet partileri ellerini taşın altına koyarak çalışmalara katılsa, akılcı, demokratik mükemmel bir model ortaya çıkartılabilir. 

\r\n\r\n

Başkanlık sisteminde başkanın yetkilerinin, parlamenter sistemdeki başbakandan daha az olduğunu bilmelerine rağmen, bunun tersini iddia edenler tam bir manipülasyon peşindeler. Şuan özellikle de tek başına iktidarda olan bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın yetkilerinin, ABD Başkanı’ndan en az 3 kat daha yetkili olduğunu muhalefet de biliyor. Diktatörlük parlamenter modelde çok daha müsait. İktidar yasamanın içinden çıkıyor ve yürütme oluyor. Yürütmenin elinde hem yasama gücü var, hem bakanlıklar elinde hem de bürokrasi. 

\r\n\r\n

Amaç ne AK Parti için ne de Erdoğan için daha fazla güç elde etmek değil. Hiçbir başkanlık sistemi örneği, AK Parti’ye şimdikinden fazla güç sağlayamaz. Başkanlık sistemi ile ülkenin yönetimi kolaylaşır. Riskler azalır. Meşruiyet pekişir. Halkın yönetime katılımı artar. Milletvekilleri yürütmeye karışamaz. Profesyonel olarak yasa çıkarmak ile uğraşır.

\r\n\r\n

O yüzden bu sistem tartışmasını kişiler üzerinden özellikle de Sayın Erdoğan ismi üzerinden tartışmamaları gerekiyor muhalefet partilerinin. Sadece bir kişiyi değil, bir partiyi de merkeze almamaları gerekir. Dünyanın gidişatını, milli menfaatlerimizi, ülkemizin geleceğini göz önüne alarak konuşulup, tartışılması gereken bir konudur bu. Bu sistem Sayın Cumhurbaşkanının kendisi için istediği bir sistem değil, Türkiye için istediği bir sistemdir. 1994’te Belediye Başkanı iken de aynı görüşteydi, Başbakanken de, şuan da seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olarak da aynı görüşte. Bu Türkiye’nin süper güç olması için gereken, Türkiye’yi şampiyonlar ligine çıkartacak bir sistem.  

\r\n\r\n

Başkanlık sisteminde, Başkan olabilmeniz için %51’e ulaşmanız gerekiyor. Bizdeki muhalefet partileri ise %25, %17, %10 gibi oy oranlarını geçemiyorlar. Nasıl yaparız da oyumuzu arttırırız diye bir düşünceleri yok. Buna uygun bir politika üretmekten acizler. Hiçbir zaman %50’yi geçemeyiz diye düşünüyorlar. Bu parlamenter sistemde bir gün belki koalisyon ortağı oluruz üzerine plan yapıyorlar. Ayrıca, başkanlık sisteminde partiler mecburen %50’yi yakalayabilmek için uç söylemlerden ve sert politikadan vazgeçmek zorundalar. Yoksa toplumun yarısından fazlasını kucaklayamazlar. Şuan ise öyle mi? Bugün, her türlü uç politik söylemde bulunan partiler var. Belki koalisyonda yer bulurum düşüncesi hakim. Başkanlık sisteminde ise uç partiler ister sol fraksiyondan olsun, ister sağ fraksiyondan olsun merkeze yaklaşarak tüm toplumu kucaklamak zorunda. Böylece, uçlar törpülenip, siyaset yumuşayarak hepimizin arzuladığı bir siyasi ortam ortaya çıkmış oluyor. Merkez sol ve merkez sağ olmak üzere iki parti sistemine evriliyor sistem. Böylece; “Şu parti laiklikle uğraşır mı? Şu parti ülkeyi böler mi? Bu parti giyim kuşamımıza, özel hayatımıza karışır mı?” gibi sorular akıllardan gidiyor. Hiçbir partinin gizli ajandası olamıyor. Sistem kendini otomatik olarak muhafaza ediyor. Yoksa o partinin %50’yi yakalama şansı kalmamış oluyor. 

\r\n\r\n

İşte karşı çıkanlar, statükodan beslenen ve bunun sürmesini isteyenler. Bir de Türkiye sosyo-politik yapısında bir gerçek var ki ortalama olarak, sol %35- sağ %65 oranı var. Sol görüşlü partiler, toplumun genelini kucaklayamadıkları için %50 oy oranını yakalayamayacaklarını düşünüyorlar. Halbuki, tam tersine mevcut sistemde iktidara gelmeleri zor. Başkanlıkta ise politikalarını milleti kucaklayan, ayrım yapmadan hizmetler üreten bir şekle sokarlarsa şimdikinden daha kolay iktidar olma şansları olur.  

\r\n\r\n

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hayatını hizmete ve memleketine adamış bir hizmet adamıdır. O’nun için en önemli şey kendisinden sonra da bu kazanımların devam etmesini istemektir. Anne-baba yemeden içmeden çocuklarına bir ev, arsa alırken, çocuklarını iş sahibi yaparken, miras bırakmaya uğraşırken neyi düşünüyor? Ben öldükten sonra da çocuklarım metanete muhtaç olmasın diye düşünerek kendisini feda ediyor. Demiyor ki, ben çocuklarıma baktım, analık-babalık görevimi yaptım. Benden sonra ne halleri varsa, kendileri halletsinler. Ne istiyor? Benden sonra da çocuklarım şimdiki düzenlerini korusunlar, hatta daha iyi olsunlar. Sayın Cumhurbaşkanı şuan zaten başkan yetkilerinde. Zaten millet tarafından seçilmiş Türk tarihinin ilk Reisi. Ne zoruna, anayasayı değiştirecek, referanduma gidilecek. Ardından bir daha seçim yapılacak. Sistem zaten elinde. Ama büyük bir vatanseverlik ile benden sonra bu kazanımlar yok olmasın. Türkiye tekrar koalisyonlarla bütün bu kazanımları bir yılda heba etmesin diyor. Çünkü, parlamenter sistem modeli risk modelidir. Erdoğan’ın istediği koalisyonları bir daha bu ülke görmesin isteğidir. Tek başına bir iktidar bile gelse, ya cumhurbaşkanı ile zıt düşerse ne olacak? Sezer ile Ecevit aynı iklimin insanı değil miydi? Ecevit, seçtirtmedi mi Sezer’i ? Ne oldu 19 Şubat 2001’de? Cumhuriyet tarihimizin büyük krizini yaşadık. O yüzden Erdoğan’ın 3 arzusu var: İstikrar ve güven arzusu, vesayet rejiminden kurtulma arzusu ve etkin yönetim arzusu.

\r\n\r\n

 

\r\n

Yazarın Diğer Yazıları

24.05.2016 - BİNALİ YILDIRIM ve GİZLİ KAHRAMANLAR 06.05.2016 - BÜYÜK TÜRKİYE ve BAŞKANLIK SİSTEMİ (2) 29.04.2016 - BÜYÜK TÜRKİYE VE BAŞKANLIK SİSTEMİ (1) 21.04.2016 - AMAÇ ERDOĞAN ve BÜYÜK TÜRKİYE’Yİ YIKMAK: YENİ PROJE AKŞENER 15.04.2016 - MHP’YE OPERASYON : ESAS HEDEF ERDOĞAN 10.04.2016 - PARALEL-PKK-CHP İTTİFAKI 01.04.2016 - TERÖR OLAYLARI : SU ve ENERJİ SAVAŞLARI 24.03.2016 - TERÖR SALDIRILARI ve ABD-RUSYA İTTİFAKI 17.03.2016 - ANKARA-GÜVENPARK SALDIRISI

Yorum Yazın :Misafir

Yorumda İsminizin Çıkması İçin Üye Girişi Yapmalısınız

1 2 3 R 5 6 7 8 9
21°
Yarın:22°
Açık
Diğerleri Manisa Belediyesi Manisa Valiliği Celal Bayar Üniversitesi
Diğerleri Basın İlan Kurumu Basın Yayın EGM Anadolu Ajansı
Kurumlarımız Birey Dersanesi Özel Merkez ASML Manisa Manşet Gazetesi
Künye Yayın İlkeleri Kullanıcı Sözleşmesi Reklam İletişim