Misafir
6,4561
5,6328
223,13
ÜYE GİRİŞİ

BÜYÜK TÜRKİYE VE BAŞKANLIK SİSTEMİ (1)

                   BÜYÜK TÜRKİYE VE BAŞKANLIK SİSTEMİ (1)

\r\n\r\n

Bugün maalesef, toplumda sokaktaki bir vatandaştan, siyasetçiye, sanatçıya, sporcuya, esnafa, iş adamına, öğretmenlere kime sorarsak soralım, tartışılan başkanlık sistemi hakkında maalesef kimse bir şey bilmiyor. Başkanlık sisteminin katkıları nelerdir? Mevcut hükümet sisteminden farkı nedir? Başkanlık sistemine neden ihtiyaç duyuyoruz? Dünyada hangi ülkeler başkanlık sistemi ile yönetilmektedir. Faydaları nelerdir? Bunlar bilinmeden karşı olmak veya desteklemek, bilgi sahibi olmadan kanaat sahibi olmaya benzer.

\r\n\r\n

Turgut Özal’ın ve Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanlıkları döneminde de gündeme gelen, son 30 yıldır ülkemizin gündeminde olan bir konu. Bugünün meselesi değil. 12 Eylül 1980’den bu yana uzun süredir gündemde olan ve farklı fraksiyonlar tarafından yıllardır tartışılagelen bir konuyu içeriği hakkında bilgi sahibi olmadan kestirip atmamak gerekir. Demek ki üzerinde tartışılması lazım. Ancak konuyu bugüne getirerek, kısır siyasi tartışmaların içine çekmemek gerekir. Ki zaten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1994’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken bile bu konuyu gündeme getirip, Başkanlık sistemini kullanmamız gerektiğini ifade ediyordu. Konu, bugünün konusu değil.

\r\n\r\n

Başkanlık Sistemi, 1787 Amerikan Anayasası’nın öngördüğü bir modeldir. İngiltere’ye karşı Amerika kıtasındaki 13 koloninin 1776-1783 özgürlük savaşlarından sonra, “kendimizi nasıl en iyi şekilde yönetiriz?” sorusuna cevap bularak, akılcı bir yöntemle oluşturdukları bir sistemdir. İngiltere parlamenter sistem ile yönetilirken, bağımsızlığını kazanan 13 koloni bu yöntemi benimsemeyerek, kimsenin kral yetkilerine haiz olmadan, güçler dengesinin en önemli husus sayıldığı ama istikrarında korunduğu akılcı bir sistem geliştirmişlerdir. 1787 Anayasasına da ekleyerek 229 yıldır kusursuz işletmektedirler. Sistem tamamen güçler ayrılığı ve güçler dengesi üzerine kuruludur. İstikrar sağlanır ama kimse despot olamaz, bilgisizlerin iddia ettiği gibi diktatörleşemez. Çünkü, tarihi şartların getirdiği bir sistem değil, akılla, düşünülerek bulunan bir sistemdir.

\r\n\r\n

Bu sistemin en önemli özelliği “Güçler Ayrılığı” ilkesidir. “Check and Balance” denilen, Türkçe’de  “Fren ve Denge” diye ifade ettiğimiz bir sistemdir. Ülkeyi kimin yönettiği net olarak bellidir. Üç kuvvet (erk, güç) dediğimiz; yasama, yürütme ve yargı bir birinden tamamen ayrı ve birbirini denetlemektedir. Her biri ayrı bir güç olmakla beraber, birbirlerine muhtaçtır. Böyle olunca da hem güçler ayrılığı kesin olarak işlemekte hem de kimse sistemin üzerinde bir güç elde edememektedir. Ülkeyi yürütme organın başı olan ve seçimle iş başına gelen “Başkan” yönetmektedir. Ancak, Başkan yürütme gücü olarak ne kadar güçlü olsa da, yasama organının yaptığı kanun ve bütçeye uymak zorundadır. Özetle yürütme, yasamaya muhtaçtır. Yasama ayrıca, bünyesindeki daimi komisyonlar aracılığı ile yürütmeyi sürekli denetlemektedir. Güçler dengesidir bir nevi. Şimdi, bizdeki gibi, yürütme, yasamanın içinden çıkmamaktadır.

\r\n\r\n

Başkanın, kesinlikle diktatörleşmesi mümkün değil. Ki zaten sistem kimse kral olamasın, hiç kimse kurduğumuz sistemi bozamasın üzerine akılla oluşturulmuş bir sistem. Başkan, yürütmenin sorunsuz işlemesinden sorumlusudur. Tek sorumlusudur hatta. Bakanlar, Meclis içerisinden olmaz. Başkan’ın atadığı, Başkanla gelip, Başkanla giden, Başkan’ın sekreteryasıdır. Seçimlerde halk Başkanı seçer ve yetkiyi ona verir. Tüm sorumluluğu Başkan’dan bilir. Seçimde de hesabı Başkan’a sorar.

\r\n\r\n

Meclis’teki milletvekilleri, bakan olamadığı için, bakanlık beklentisi içerisinde değillerdir. Böyle olunca da parti başkanına karşı daha bağımsızdırlar. Ayrıca, parti liderinin belirlediği milletvekilleri yerine, dar bölge seçim sistemi uygulandığından, bir daha seçilmek için parti liderinin gözüne değil, halkın gönlüne girmeye uğraşmaktadırlar. Ve el kaldır, el indir milletvekilliği ortadan kalkmaktadır.

\r\n\r\n

Parlamenter Sistem ise koalisyonlara açık bir sistemdir. Türkiye’de tek başına iktidarın olduğu, 1950-1960 Menderes dönemi, 1965-1971 Demirel dönemi, 1983-1989 Özal dönemi ve 2002’den bu yana Erdoğan dönemi bu yıllar Türkiye’nin istikrar ve güveni yakaladığı ve adeta uçuşa geçtiği yıllar. Menderes darbeyle, Demirel 1971’de muhtıra ile 1980’de de darbe ile iktidardan alındı. Erdoğan’a karşı ise birçok darbe girişimi, parti kapatma davası, suikast teşebbüsü, paralel yapı saldırıları, terörün hortlatılması gibi birçok saldırılar gerçekleştirildi ve hâlâ her şeye rağmen dik durmaya devam ediyor.

\r\n\r\n

Bütün bu saldırıların amacı, tek başına bir parti Türkiye’de istikrar ve güveni yakaladığı zaman, Türkiye dizlerinin üzerine çıkması ve Türkiye’nin güçleniyor olmasıdır. Türkiye’yi dizginlemenin yolu koalisyona mahkum etmekten geçiyor. İşte parlamenter sistemin en kötü tarafı budur. Geçen yıl, 7 Haziran seçimlerinde de gördük bunu. Koalisyonun adı bile ekonomi için, siyasi istikrar için büyük bir tehdit oluşturdu. 13 yıldır yapılan ne varsa yok olup gidecekti. 50-60 arası Menderes biriktirdi, koalisyon yedi. 65-71 Demirel büyüttü, koalisyonlar mahvetti. 83-89 Özal yaptı, koalisyonlar yok etti. Ama milyonlarca oy kullanan gencimiz 90’lı yılları ve 2001 krizini hatırlamıyor. Başkanlık sisteminin en güzel yanı, koalisyonun olmamasıdır. Eğer tek başına iktidar ile gelen istikrar ve güven olmazsa, Türkiye ne 2023 hedeflerine ulaşabilir ne de süper güç olabilir.

\r\n\r\n

12 Mart 1971 Muhtırası ile Demirel Başbakanlıktan istifa ettiriliyor. Ve 12 Eylül 1980 darbesine kadar sadece 9 yılda 12 hükümet kuruluyor. Partiler birbirinden milletvekili satın alıyor. Partiler arasında bakanlıklar için pazarlıklar yapılıyor. Bakanlık sayıları olağanüstü arttırılarak, devlet arpalığa çevriliyor. Çok az oy alan bir parti bile, koalisyona girerek ülkenin yönetiminde söz sahibi olabiliyor. 7 Haziran seçimlerinde CHP-HDP arasında koalisyon pazarlığı yapıldı. Bir köyü iki muhtar yönetemezmiş. Biz ülkenin yönetimini, geleceğimizi, bağımsızlığımızı koalisyonlara mahkum ediyoruz bu sistemle. 1 Kasım seçimlerinde de tek başına istikrar ve güven sağlandı. Peki ya bir sonraki seçimde ya da ondan sonraki seçimde? Bu kadar yılın birikimi heba mı edilecek? Bunun artık bir sisteme konulması gerekiyor. Bunun da yolu Başkanlık sisteminden geçiyor.

\r\n\r\n

Parlamenter Sistemde bir defa güçler ayrılığı sistemi yok. Yürütme dediğimiz Bakanlar Kurulu, yasama organı olan Meclis’in içinden çıkıyor. Yani, yasama organı tamamen yürütmenin etkisinde ve güdümünde. Yasaların yapımında milletvekillerinden öneri gelirse buna ‘yasa teklifi’ denir. Bakanlar Kurulu’ndan öneri gelirse buna da ‘yasa tasarısı’ denir. Meclis’ten geçen yasaların %98’i ‘yasa tasarısı’ olarak hükümetten yani Bakanlar Kurulu’ndan gelmektedir. Bütçe bile tamamen Hükümet tarafından hazırlanmaktadır. Özetle, güçler ayrılığı ilkesi sözde kalmaktadır. Adeta yasama ve yürütme birebir aynıdır. Yasamanın içinde muhalefet yok mudur? Var tabi ama zaten iktidar olabilmek için yasamada en az yarıdan bir fazlasını almanız gerekiyor. O zaman iktidar olup, yürütmeyi yani hükümeti oluşturuyorsunuz. İç içe geçmiş bir sistem. “Gensoru”, “Meclis Soruşturması” gibi yöntemlerle ilgili bakanları düşürme hakkı var yasamanın. Hangi yasama çoğunluğu kendi içinden çıkardığı bakanı düşürür veya tarihte düşürmüş? Yani, yasamanın, yürütmeyi denetlemesi de sözde olan bir yetkidir, parlamenter sistemde.

\r\n\r\n

Böylesi bir sistemde, sadece yürütmeyi değil yasamayı da bakanlar kurulu idare edince, iktidarın bakan olamayan milletvekilleri de şimdiye kadar olduğu gibi sadece el indir, el kaldır yapacaklar. Bu can sıkıcı olmasın diye de, seçim bölgelerindeki bürokrasiyi siz belirleyin denilir. İl müdürleri, şube müdürleri bu gibi atamalarla uğraşır onlar da. Yasama da bu sefer yürütmenin içinde olmuş olur. Böylece seçimden seçime zaman gelir geçer. Eğer farklı bir şekilde hareket ederse, parti lideri tarafından bir daha listeye konmaz ve milletvekili seçilemez. Özetle, milletvekilleri parlamenter sistem de lider sultası altında belirlenir.

\r\n\r\n

Bugünkü yazımda, yürütme organımızın güçlendirilmesinin zaruretini, hükümet istikrarının önemini, parlamenter rejimin düştüğü çıkmazı ve koalisyonların ülkemizi düşürdüğü durumları çözüm olarak da başkanlık modelinin uygun olduğunu kısa ve özet bilgilerle açıklamış olduk. Haftaya da kaldığımız yerden devam edeceğiz. Hayırlı haftalar geçirmeniz temennisiyle…

\r\n\r\n

 

\r\n\r\n

 

\r\n\r\n


\r\n 

\r\n\r\n

 

\r\n\r\n

 

\r\n\r\n


\r\n
\r\n
\r\n
\r\n 

\r\n\r\n

 

\r\n\r\n

 

\r\n\r\n

 

\r\n

Yazarın Diğer Yazıları

24.05.2016 - BİNALİ YILDIRIM ve GİZLİ KAHRAMANLAR 06.05.2016 - BÜYÜK TÜRKİYE ve BAŞKANLIK SİSTEMİ (2) 29.04.2016 - BÜYÜK TÜRKİYE VE BAŞKANLIK SİSTEMİ (1) 21.04.2016 - AMAÇ ERDOĞAN ve BÜYÜK TÜRKİYE’Yİ YIKMAK: YENİ PROJE AKŞENER 15.04.2016 - MHP’YE OPERASYON : ESAS HEDEF ERDOĞAN 10.04.2016 - PARALEL-PKK-CHP İTTİFAKI 01.04.2016 - TERÖR OLAYLARI : SU ve ENERJİ SAVAŞLARI 24.03.2016 - TERÖR SALDIRILARI ve ABD-RUSYA İTTİFAKI 17.03.2016 - ANKARA-GÜVENPARK SALDIRISI

Yorum Yazın :Misafir

Yorumda İsminizin Çıkması İçin Üye Girişi Yapmalısınız

21°
Yarın:22°
Açık
Diğerleri Manisa Belediyesi Manisa Valiliği Celal Bayar Üniversitesi
Diğerleri Basın İlan Kurumu Basın Yayın EGM Anadolu Ajansı
Kurumlarımız Birey Dersanesi Özel Merkez ASML Manisa Manşet Gazetesi
Künye Yayın İlkeleri Kullanıcı Sözleşmesi Reklam İletişim