Misafir
6,0836
5,3289
209,09
ÜYE GİRİŞİ

Terör Yönetimi ve Korku Siyaseti

Terör Yönetimi ve Korku Siyaseti

\r\n\r\n

Ankara’da bombalar patlarken, Türkiye’mizin doğusunda operasyonlar devam ederken, ülkemin şehirlerinde halka bomba yüklü araç uyarıları yapılırken kafama takılan bir konuya eğilmek istedim bugün. Başlıktan da anlaşılacağı gibi terör yönetimi ve korku psikolojisi.

\r\n\r\n

İkisi de bir iktidarın kitleleri kontrol altında tutması, yönlendirmesi, istediği gibi kullanması ve kendine mahkum etmesi için biçilmiş kaftan. Konuyla ilgili uzman görüşlerini vereceğim, ne nedir, ne değildir, buyrun.

\r\n\r\n

Terör yönetimi kuramı; 1980’lerde Sheldon Solomon ve arkadaşları tarafından geliştirilen psikoloji kuramıdır. Solomon, bu kuramı geliştirirken Ernest Becker’in The Denial of Death (Ölümün İnkarı, 1973) adlı eserinden ve Freud’un ölümü hatırlatan her şeyin insanlarda çeşitli mistik inançları canlandırdığı düşüncesinden esinlenmiştir.

\r\n\r\n

Terör Yönetimi Kuramı’na göre, insanın ölümlü olduğu düşüncesi her bir bireye varoluşsal bir kaygı vermektedir. Kültür, insanların yaşamına anlam, düzen ve süreklilik sağlayarak bu varoluşsal kaygıyı azaltmaktadır. Kişi, kültürel değerlere bağlandıkça ve yaşamını bu değerlere bağlı olarak ortaya çıkan normlara göre düzenledikçe kendini güvende hisseder. Bağlı olduğu kültürel değerlerin ve normların doğruluğuna ve haklılığına inanan bireyler, yaşamlarını anlamlı bulmaya başlarlar.

\r\n\r\n

Çevrelerindeki diğer insanların da aynı değerleri ve normları benimsemesi, bireylerin kendine güvenini ve yaşamlarının anlamlılığına olan inançlarını arttırır. Çevrelerindeki diğer insanların kendilerininkinden farklı inançlara sahip olması ise yaşamın anlamlı olduğu düşüncesini tehdit ederek bireylerin kendilerine güvenlerini düşürür. Bireyler, bu olumsuz duygudan kurtulmak için farklı yollar izlerler: Diğerlerinin inançlarını ve düşüncelerini reddedebilirler; bu inançları ve inançların sahiplerini küçümseyebilirler; ya da bu farklı inanç sahiplerini kendi inançlarına çekmeye çalışabilirler.

\r\n\r\n

Araştırmalar, kendilerine ölümlü oldukları hatırlatılan bireylerin kültürel dünya görüşlerine daha sıkı bağlandıklarını göstermiştir. Büyük travmalar (11 Eylül olayı gibi) yaşayan bireylerin ve toplulukların gelenekleri, kurulu düzeni, otoriter dünya görüşünü savunan liderlerden etkilenmeye daha eğilimli oldukları; dış tehdit potansiyeline karşı aşırı duyarlı oldukları ve kendilerini tehdit ettiğini düşündükleri unsurlara karşı verdikleri tepkilerin aşırı düşmanca olduğu ortaya konmuştur. (wikipedia, terör yönetimi kuramı)

\r\n\r\n

Gelelim “korku siyaseti”ne: Bu konuda güzel bir kitap var. Halis Çetin’in İletişim Yayınları’ndan 2012’de çıkan “Korku Siyaseti ve Siyaset Korkusu” adlı eseri. Kitabın ön sözünde şöyle diyor Halis Çetin:

\r\n\r\n

Filler hep aynı suyolunu takip ederlerdi. Bunu keşfeden insanlar tuzaklarını bu suyolu üzerine kurarlardı. Kendileri de siyah kukuletalı “siyah” elbiseler giyerlerdi. Tuzağa düşen filleri günlerce aç bırakır ve başına, yüzüne, kulaklarına, hortumuna ve bacaklarına çelik kancalı maşalar ve üzeri çivili sopalarla vurarak işkence edip onları ölüme terk ederlerdi. Bu sopalara “terbiye” sopası derlerdi. Fillerin ölüm, açlık ve korkuya karşı dirençlerinin bittiği noktada siyah elbiseli aynı insanlar “beyaz” elbiselerini giyer ve filleri tuzaklardan kurtarır, yaralarını tedavi eder, karınlarını doyururlardı. Filler, hayatlarını borçlu oldukları bu beyaz elbiseli insanlara kayıtsız şartsız itaat ederlerdi.

\r\n\r\n

Tarih boyunca sadece hayvanlar değil insanlar da korku ile terbiye edilip kayıtsız şartsız itaate zorlandılar. Montaigne’in ifade ettiği gibi “acı çekeceğinden korkan insanlar, zaten korkuları yüzünden acı çekiyorlardı”. Korkusu yüzünden acı çeken insanlar, kendileri gibi insanlarla bir araya gelerek ortak acı çekecekleri sosyal ve siyasal yapılar kurdular. Böylece kendi acılarını ortak acılara katlanma birlikteliğine dönüştürdüler.

\r\n\r\n

Tasada ve kıvançta birlikte acı çekecekleri kolektiviteler kurdular. Bu yapılar kolektif acı ve korku düzenlerine dönüştüler. Tek tek acı çekmenin korkusunu birlikte acı çekme korkusuyla yendiler. Tek tek acı çekmenin kaosundan ortak acıların güvenliğine sığındılar.

\r\n\r\n

Hobbes’un ilan ettiği gibi “kendi kişiliklerini taşıyacak tek bir egemen tayin edip bu egemenin ortak barış ve güvenlikle ilgili işlerde yapacağı veya yaptıracağı şeylerin amili olmayı kabul ettiler” ve kendi varlıklarını o egemenin varlığına, kendi iradelerini o egemenin iradesine, kendi akıllarını o egemenin aklına ve kendi ahlaklarını o egemenin ahlakına tabi kıldılar. “Böylece herkesin bir ve aynı korku örgütlenmesinde birleşmesini” sağladılar. “Bu yapıldığında da tek bir kişilik halinde birleşmiş olan topluluk, bir devlet olarak adlandırıldı” ve “Leviathan (ejderha) veya daha saygılı konuşursak, ölümsüz tanrının altında, barış ve savunmamızı borçlu olduğumuz, ölümlü tanrı” doğdu.

\r\n\r\n

Herkes, her şey üzerindeki güç kullanma ve korkma/korkutma hakkından vazgeçip sadece ondan korkma ve onun adına korkutma hakkını kullanmaya söz verdi. Sonuçta bu vazgeçilen, terk edilen korkuların toplamından daha üstün ve daha güçlü egemen bir mutlak korku iktidarı ortaya çıktı. Her türlü iktidarın kaosun doğurduğu korkudan daha iyi olduğu kabul edildi.

\r\n\r\n

İktidar korkuyu kendi varlığında sıradanlaştırdı. Korku sıradanlaştıkça da iktidar doğallaştı. Korku ve siyasal iktidarın buluştuğu ortak nokta da ortak doğalarından gelen bir bağ idi: tehdit et ve yönet. Çünkü korkunun ve siyasal iktidarın amacı ortaktı: toplumsal birlik ve dirliği sağlamak. Bu yüzden siyasal iktidar en büyük meşruiyet kaynağı ve aracı kolektif korkuları üretti.

\r\n\r\n

Kolektif korku ne kadar güçlü olduysa devlete bağlılık da o kadar güçlü oldu ve korku unsuru ilan edilen öteki/yabancı/düşman olan unsurlara karşı tepki ve cezalandırma biçimi de o denli şiddetli oldu. Siyasal iktidar sadece bunu meşrulaştıran söylemler değil aynı zamanda bu korkuyu topluma yayan bir “ahlak ve inanç polisi” olarak toplumsal hayatı ve hayat tarzını belirleyen ve koruyan bir ilkeler bütünlüğü haline dönüştü.

\r\n\r\n

Korku birliğin, siyasal iktidar da dirliğin teminatı oldu. Böylece iktidar, hem korkunun hem toplumun hem de insanın doğasını bozdu. Fromm’un işaret ettiği gibi doğası bozulan insan, kendi olmaktan çıkıp siyasal ve kültürel korkuların kendisine sunduğu yeni kişiliğini tümüyle benimsedi. Tıpkı diğer insanlar gibi onların kendisinden beklediği insan haline geldi. “Ben” olmaktan korkup “Biz” olmanın içinde eridi.

\r\n\r\n

Ben olma özgürlüğünü tüm bizlik oluşları içinde yok etti. Böylece “Ben” ile dünya arasındaki tutarsızlık ve onunla birlikte de bilinçli yalnızlık ve güçsüzlük duygusunu ortadan kaldırdı. “Gönüllü kulluk” alanına geçti.

\r\n\r\n

Bir şeyden korktuğu için renk değiştirip ortama uyum sağlayan hayvanlar gibi oldular. Korku, insana “Ben” olarak kendisini yenemeyeceği korkusunu verdi. En büyük korku kaynağı olarak da “özgürlük korkusunu” aşıladı. İnsan, özgürlük korkusunu yenmek için korku taşlarıyla döşediği üç “kölelik yolu” üretti: Mutlak bir iktidara sığınma, destruktivizm, konformizm.

\r\n\r\n

Mutlak iktidarlar, insana korkularının kolektif bir totaliter bütünlük içinde eritileceğini; destruktivizm, ötekinden korkmamak için ötekini korkutup korkudan izole olmak ve korku kaynağı olan ötekileri yok etmek gerektiğini; konformizm ise ortak korku bütünlüğünde birlikte olunan berikiler ile uyum içinde olup kurulu düzene boyun eğmek, berikilerin beklentilerine uygun davranmak ve bu beklentileri davranışlarında yansıtmak zorunluluğunu öğretti.

\r\n\r\n

Birinci yol benlik, ikinci yol ahlak, üçüncü yol da aklı yok etti. Kendi bireysel benliğinden, evrensel ahlaki değerlerinden ve ben olma aklından özgürlük korkusuyla vazgeçen ve çevresindeki milyonlarca diğer insanlar gibi robotlaşan insan, artık kendini yalnız hissetmez, kaygı duymaz ve korkmaz oldu. Ama Ben’e ait korkularından kurtulmak için ödediği Biz’lik bedeli yüksekti: kendi benliğini, aklını ve ahlakını yitirmek.

\r\n\r\n

Korkunun insanların benliği, aklı ve ahlakını elinden almasının doğurduğu boşluğu mutlaka siyasal iktidar doldurdu. Çünkü siyasal iktidar insanlara ihtiyaç duydukları benlik, akıl ve ahlak inşa etmek için vardı. Sonuçta siyasal iktidar, korkusundan güvenine sığındığımız yeni tanrımız oldu.

\r\n\r\n

İlahi ve ölümsüz tanrı için ve adına yaptığımız her şeyi bu kez dünyevi ve ölümlü tanrı için ve adına yapar olduk. Bu ölümlü tanrılar sadece bir siyasal örgüt olarak değil çoğu zaman bir ilahi misyon, bir medeniyet algısı, bir ideolojik inşa aklı, bir toplum mühendisliği projesi, bir mahalle baskısı veya başka bir kategorik alt korku kaynağı olarak karşımıza çıktı. Bu ölümlü tanrılar öteki olmadan var olunamayacağını öğrettiler. Bir mahallede başlayan korku siyaseti devletlerin mahallelerini oluşturduğu dünyamıza yayıldı.”

\r\n\r\n

Ne dersiniz, Ankara’daki patlamanın ardından sosyal medyadan, haberleşme araçlarından art arda gelen aşağıdaki mesaj bir terör yönetimi kuramı ve korku siyaseti ürünü müdür?

\r\n

Yazarın Diğer Yazıları

21.06.2016 - BU YAZ KİTAP OKUYALIM 08.06.2016 - Ne Okuyalım? 06.06.2016 - EZAN 02.06.2016 - Milletimizin kodlarıyla kim oynuyor? 27.05.2016 - Mübarek Hurma 18.05.2016 - TONYA 16.05.2016 - ŞİİR VE ŞAİR 04.04.2016 - Terör Yönetimi ve Korku Siyaseti 26.02.2016 - Ekmeğe saygı vardır bizim kültürümüzde 18.02.2016 - AĞRI KESİCİ 12.02.2016 - Yörük, Türkmen, Macir 04.02.2016 - Kitap okuyalım, kitap okutalım. 21.01.2016 - Çiçek Böcek Din Siyaset 17.12.2015 - Aytmatov 10.12.2015 - YETERİNCE OKUMUYORUZ 07.12.2015 - ATATÜRK TİCARETİ 26.11.2015 - EĞİTİM NASIL DÜZELİR 20.11.2015 - Modern Köleler miyiz? 13.11.2015 - Yazmak bir tutkudur 17.09.2015 - Anılar… 10.09.2015 - Mirasyedi Züppeleriz 23.08.2015 - KORKU KÜLTÜRÜ 20.08.2015 - Zemheri Kuyusu ve Goethe 12.08.2015 - Ne İş Olsa Yapmam Abi 26.07.2015 - Deli Hakkı 08.07.2015 - Türk’ün Sosyal Medya ile İmtihanı 07.07.2015 - YAZMAK DEYİNCE 02.07.2015 - BU YAZ KİTAP OKUYALIM 26.06.2015 - Burası Türkiye mi? 23.06.2015 - Babalar ve Oğullar 12.06.2015 - Dayak Cennetten Çıkmadır 10.06.2015 - Sağın Sanatı 05.06.2015 - Ülkemde Eğitim Nasıl Düzelir? 28.05.2015 - MATEMATİKLE BARIŞIYORUM 18.05.2015 - İTHAL KAHRAMANLAR 15.05.2015 - Anadolu’da Yazar Olmak 14.05.2015 - Tv Haberleri ve Şiddet-Korku Kültürü 07.05.2015 - Yörükler 06.05.2015 - Dayak Cennetten Çıkmadır 30.04.2015 - KENDİ İTHALATIMIZ 24.04.2015 - SÖZLÜK OKUYUN 06.04.2015 - Derdimiz Matematik 27.03.2015 - YGS’de Başarı Kriteri 20.03.2015 - Yüzüncü Yılında Çanakkale Zaferi ve Havranlı Seyit 13.03.2015 - YGS Öncesi Velilere Tavsiyeler 06.03.2015 - Anı Üzerine 27.02.2015 - Ekmeğin Kıymeti 15.02.2015 - YENİDEN DİRİLİŞ 06.02.2015 - Tarihi Sıvamak 30.01.2015 - Ödev-Eğitim-Başarı 23.01.2015 - Ne Okuyalım? 16.01.2015 - HALİL SOYUER 12.01.2015 - U Düzeni 01.01.2015 - S. Ahmet Arvasi 25.12.2014 - Yerli Malı 18.12.2014 - Okumak Üzerine

Yorum Yazın :Misafir

Yorumda İsminizin Çıkması İçin Üye Girişi Yapmalısınız

21°
Yarın:22°
Açık
Diğerleri Manisa Belediyesi Manisa Valiliği Celal Bayar Üniversitesi
Diğerleri Basın İlan Kurumu Basın Yayın EGM Anadolu Ajansı
Kurumlarımız Birey Dersanesi Özel Merkez ASML Manisa Manşet Gazetesi
Künye Yayın İlkeleri Kullanıcı Sözleşmesi Reklam İletişim